
Ankara’nın köklü kulüplerinden Hacettepe’nin ismini ve rengini alarak sezona başlangıç yapan Gençlerbirliği Oftaş tribünlerinde Hacettepe Red Deers Amerikan Futbolu takımının iri kıyım oyuncularını görünce nedense bu maçın pek öyle zannedildiği gibi kolay geçmeyeceği vehmi canlandı zihnimde.
Aragones’in disiplinli öğrencilerinin halıfleks kaplama zemin üzerindeki izleyenleri bunalıma sürükleyen yürüyüşleri aklıma hemen askerlik günlerini getirdi. Vardı ya hani komando yürüyüş kararı diye bir şey. Bir sol adım boş geçilir öyle bağırılırdı. Hele ki bir de birkaç gün önce Aziz Yıldırım’ın “Bu takım yürüye yürüye Türkiye Ligi’ni kazanmalı” sozlerini de Cumartesi izlediğimiz oyunla birleştirince, askeri bir disiplin içerisinde idare edildiği her tarafından belli olan Fenerbahçe’nin 2009 sezonu oyun sisteminin adı ve haliyle bu yazımızın adı da oluşuverdi. Kanarya Yürüyüş Kararı.
Askeri disiplini sahanın yerinde hissettiren Fenerbahçe 3 hafta içerisinde, 13 sarı kart 1 kırmızı kart görerek koşar adım kart rekoruna doğru ilerliyor. Görünen o ki bu sene bir kadro sıkıntısı çekilecekse bu sakatlardan değil cezalılardan dolayı olacak. Hafta sonu Avrupa’da yenilgiyi kabul etmeyen bazı takımların ilginç mücadelelerine tanık olduk, Real Madrid geriden gelerek Numancia’yı, Keita, Poulsen ve Alvez gibi önemli futbolcularını satan Sevilla ise yine geriden gelerek Sporting’i yendiler ve inanın bunları hiç yürüye yürüye yapmadılar. Adamlar ciddi ciddi koşuyordu gördüğüm kadarıyla.
Fenerbahçe’de irdelenecek çok nokta var. Hatta derler ya hani, takım neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Maçın bitimine 30 dakika varken geriye düşen Fenerbahçe’nin maçı çevirmek adına ortaya hiçbir şey koyamaması oldukça düşündürücü ve Porto maçı öncesinde endişe verici. Fenerbahçe’nin bu seneki sıkıntısı çok açık aslında. Hayret verici olan bu sıkıntının oluşacağının daha önceden saptanamamasıdır.
Fenerbahçe ölçeğinde bir takım, Hacettepe ölçeğinde bir takımla oynuyorsa ve maç içerisinde geriye düşüyorsa, haliyle rakip yarı sahada baskı kurarak skora gitmeyi dener. Baskı kurmak için etkin bir şekilde işleyen kanatlarınız ve haliyle o kanatlarda lokomotif gibi bir ileri bir geri giden kanat hücumcularınız ve/veya rakip savunmadan dönen topları kazanıp yeniden ileriye ya da kanatlara yönlendirebilecek ön liberolarınız olmalıdır. Şimdi Fenerbahçe’nin Cumartesi gecesi sahada bizlere izlettiği takım kurgusundaki isimlere bakalım.
Sağ tarafta 60.dakikada tamamen değiştirilen Gökhan, Kâzım ikilisi aşırı disiplinden olacak oldukça yetersiz kaldılar. Kesinlikle üretken değiller. Kâzım topu ayağından ne zaman çıkaracağını bilmediği için görsel açıdan bir şeyler yapıyor gibi görünse de aslında pek işlevi olan bir oyuncu değil. Beyzade geri gelmeye de tenezzül etmediğinden Gökhan’ın ofansif etkinliğini kısıtlıyor. Lisan-ı futbolun harc-ı alem ifadesiyle Kâzım’ın iyi kumaş olması kayıtsız şartsız bu takımda olması gerektiği anlamına gelmiyor. Bu sene oynanan ilk üç maçta düşüş değil tam bir çöküş yaşayan Gökhan Gönül’den ise bahsetmeye gerek dahi yok. Bu yaşta ileri geri dinamo gibi gidip gelemeyecek de ne zaman yapacak bunu? Saman alevi gibi parlayıp sönenler çok olmuştur Türk futbolunda, Tarık Daşgün’ü, Aygün Taşkıran’ı hatırladığımız gibi Gökhan Gönül’ü de sadece hatırlarız böyle devam ederse.
Sol tarafta Carlos ve Uğur Boral ikilisi biri diğeri ile anlaşamayan iki futbolcu görünümünden fazlası değiller. Uğur Boral da tıpkı Kâzım gibi sürekli zamanlama hataları yapıyor, hep o fazladan gereksiz bir çalımı atmayı, hep o pozisyonu yok edecek gereksiz dönüşü yapmayı denediği için kanat etkinliğini baltalıyor. Her ne kadar goldeki asistindeki uzak görüşlülük alkışı hak etse de Uğur Boral topla fazla oynama huyundan vazgeçmediği takdirde en fazla yerine alternatif aranan bir oyuncu olur. Carlos’a gelince iyi para kazanıyor, rahat ve kilolu. Hepsi o kadar.
Defansif orta saha bloğu yani ön liberolar ise tam anlamıyla bu yürüyüş kararı sisteminin kararlı oyuncuları hüviyetindeler. Maldonado ve Josico savunma hattına o kadar gömülü durumdalar ki dönen topları geri kazanmak şöyle dursun yenilen kontralarda stoperlerin kademelerine giriyorlar sürekli. Tabi bu duruma Cumartesi günü oynanan oyunda stoperlerin içine düştüğü futbol fecaati de neden olmuş olabilir. Umalım ki öyle olsun. Ancak ummak bir yana görülüyor ki bu iki oyuncunun futbol algısında hücum yok. Yitirilen Appiah ve Aurelio gibi değerler bu yüzden daha farklı kılıyordu takımı. Bu ikisi ise Appiah’a ve Aurelio’ya nazaran daha disiplinliler çok muntazam bir biçimde al gülüm ver gülümcülük oynuyorlar.
Bindirmeyen sağ ve sol bekler, içeri kat etmeyen sürekli zamanlama hataları yapan kanat hücumcuları ve dönen topları kazanamayan ön liberolar ve baskılı futbol oynaması beklenen Fenerbahçe. İlk üç hafta için şu kadarını söyleyebilirim ki Zico’nun disiplinsiz pespaye ve lâkayıt takımı yenilgiyle daha çok savaşıyordu.
Maçın en aklımdan çıkmayan görüntüsü Can Arat’ın kendi kalesine golü attıktan sonra yerde yatarken cam gibi parlayan pişman gözleri. Canla başla mücadele eden Can’ın suçu yok Can’ın defansif strateji ve deneyim eksikliklerinde. Can’ın futbol oynaması gerekiyor. Can futbol oynayamadığı için yıllardır kendisine pek de bir şey katamadı. İngiltere’de 1999 yılında kurulan yedekler ligi yani Premier Reserve League fikri geliyor ister istemez aklıma. Böyle bir lig olmadığı için bazı oyuncular futbol oynamayı unutuyorlar ve nihayetinde kendi kalelerine atılan 2 gole 1 gol 1 asistle katkıda bulunabiliyorlar.
Dün de vardı 1 gol 1 asistle oynayanlar, Mehmet Yıldız ve Musa Aydın. Bu mücadele gücüne sahip futbolcular neden Fenerbahçe’de yok diye hayıflandım sadece bu ikisine baktıkça. Hakemin Bursaspor’un 20.dakikada kullanması gereken bir penaltıyı es geçtiği, Sivasspor’un ise çok net bir golünü iptal ettiği Sivas-Bursa maçı sanırım haftanın futbol açısından en keyif veren maçıydı. Sivasspor fiziksel açıdan kuvvetli ve teknik açıdan yeterli ileri ikilisiyle bu sene yine çok takımın başını ağrıtacak. Bursaspor’un defans bloku arasındaki derin boşluklara sızmaları ve ikili mücadelelerdeki etkinlikleriyle anlaşılmaktadır ki Thum ve Yıldız ikilisi birlikte oynamaya devam ettikçe şüphesiz daha da büyük işler yapacaklardır.
Trabzonspor-Beşiktaş maçına değinmemek değinmekten iyidir. Kelimenin tam anlamıyla silik bir maç oldu.
Galatasaray-Antalya maçı da bir garipti. Ömer Çatkıç’ın mükemmel performansından olsa gerek birkaç yüz kişilik beleşçi ekibi bu futbolcuya yaklaşık 15 dakika yoğun ve galiz bir şekilde küfretti. Bazı futbol uleması ise Ömer’i futbol düşmanı ilân etti. Yayıncı kuruluş bu küfürleri neden bu kadar açık bir şekilde bizlere dinletti orası da ayrı bir merak konusu.
Büyüklerin hepsinin tökezlediği garip bir haftaydı. Fenerbahçe ile ilgili şu kadarını söyleyebiliriz ki Kanarya Yürüyüş Kararı Turkcell Süper Lig için işe yaramaz.
Ferhan YILDIZ
editor@1907.biz











Eylül 16th, 2008 at 03:36
Genel olarak bütün yazı/haberler geçici bir süre için yoruma kapatılmıştır.
Editörümüz Ferhan Beye özgü bir durum değil bu yani.